27 Ocak 2012 Cuma

Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarak Canon 600D , Manfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

3 Temmuz 2011 Pazar

blog yazmaya geri dönmek oh poh...

Okul ve sınav etkinliklerinin bitmesi ile kafa yorcak bi yer aramaktayken bi önceki yaz açtığım bu blog geldi. Aslında ilk başta açtığımda bir blogdan olması gerekenden fazla şey beklemiştim. Bi blog ünlüsü filan olucaktım gibi ama bi andan da bilinç altımın beklediği şey oldu ve kimse okumadı. Açıkçası çok ta umrumda değil ama olurda biri merak ederde okursa özellikle eski yazılarımı okumaya kalkmasın çünkü inanılmaz sıkıcı ve saçma sapan şeyler ve onları silmeye gerçekten üşeniyorum.
şimdi gelelim şu aralar genel olarak nelere kafa yoruduğuma:
-şu aralar ne kadar arkadaş olarak kalmak istediğim birisi de olsa(okuyosa da bunu buraya yazdığıma kızmışsa şimdiden özür dilerim) bir karşı cinsime çok güzel arkadaşlıktan öte duygular besledim ve bunu ona açıkladım.
-sanırım bu sonuç her ne olursa olsun arkadaş anlamında onu kaybetmeme yol açıcak bi dürtümdü bu yüzden yarı pişmanım aslında
-Başka çok iyi bir arkadaşım bi aralar nasıl kötü bişey yapmakta olduğumu tokat gibi çarptı yüzüne karşı binlerce kez teşekkür etsemde heralde hala da teşekkür etmeye devam edicem.
-Bi andan siyasi olarak çıkan zımbırtılar bilinçaltımı inanılmaz bi şekilde rahatsız ediyor klişe olarak şunu düşünüyorum "keşke siyasi meselelere ilgisiz kalabilecek kadar duyarsız olabilseydim"
-Telefonumu 5 saattir -şarjı 3 saat önce dolmasına rağmen- şarjda tutuyorum bilmiyorum meşgulken şarjdan çekmeye üşeniyorum heralde.
-Okuduğum yeni bi kitap var 1 kadın 2 salak diye yazanlar sağolsun önceki aşk hayatım ve kadın erkek ilişkilerindeki genel tutumum laak diye suratıma tokat olarak çarpıyor. Ha gene de muhteşem kitap ben çok beğendim alın okuyun derim.
-Uzun süredir elime kağıt kalem almadığımı fark edip çizim yapma isteği geliyor içimden fakat bi andan da sırf malzemem yok diye düz A4 e sikik bi uçlu kalemle çizesim gelmiyor sanırım sabredip malzeme almamı bekliycem.
-Parayla satın aldığım çizgi romanlarım bitti şimdi iyice internete sardırmaktayım ayrıca "türk çizgi" çeviri gurubu muhteşem.
-Daha önceki manga çevirme tecrübelerimi kullanarak çizgi roman çevirme olayına mı girsem diye düşünüyorum fakat bunu babamın laptopunda yapamam kendi bilgisayarıma photoshop yüklemem lazım.
-Umutsuzca açıldığım kişiden cevap bekliyorum ama sanırım uyumakta veya meşgul ya da ben mesaj atmadığım için o benim uyuduğumu düşünüp mesaj atmak istemiyor oda olabilir ama şu heyecanımı kırıp tekrardan onunla konuşmam lazım...
-Blogun banner ının gorillaz daki "del" olduğunu farkediyorum değiştiricem en kısa zamanda ama oraya ne koyacağıma daha karar veremedim.
-Sağ da gördüğünüz "blog kurbağası" da iptal olucak çünkü arka fonu beyaza çeviricem sanırım ilerde onu aldığım siteden beyazını bulup koyabilirim ama bence çok gerekli bişey değil blogun açılmasını geciktiriyo sadece.
-Superonline fiberoptikte hız artırma olayına gitmeyi düşünüyorum ama artan paradan dolayı bizimkilerin bana küfrediceğini hatırlatıp vaz geçiyorum.
-Ayrıca hep yaptığım "blog yazılarını bir sonla bitirmek" olayını bu sefer yapmıyacam çünkü maddeli bi yazının sonu olamaz.
-Şu aralar yerel oyun havalarına sardırıyorum hatta ruhumu "massive attack" dan daha bile iyi beslediğini farkediyorum.Daha önceden de kendi müziğimizi dinlerdim ama şu psikolojide beni en iyi kendi kültürümüzün müziği kurtarır gibi geliyor.
-Ney çalmayı çok istiyorum ama flüt bile çalamadığımı farkedip kendi kendime hassiktir çekiyorum.
-Annem garip bir yabancı dizi seyrederken "tıkır tıkır ne yazıyosun böyle" diyor fakat ben "heeeööğ" gibi garip bi ses çıkartıp yazmaya devam ediyorum.
-İnsanların heyecandan neden kustuğunu düne dek anlamazdım dün neredeyse kusuyodum allahtan kendimi yatıştırma yeteneğim var.
-Göz ucuyla twitter a bakıyorum fakat twitter takipçilerim hiç 40 ı aşmadı beni takip edenler hep arkadaş-dost zaten sanırım hiç bi zaman bi twitter ünlüsü olamıyacam... dert ettiğim bişey değil gerçi ama gene de insan bi başta özeniyo yani.
-Kayda geçirilsin çok heyecanlı olduğunda litrelerce su içmek daha fazla çiş yapmaktan başka hiç bi boka yaramıyo...
-Fark ettiğim kadarıyla harbiden aşk,hoşlanma,romantizm gibi duygular eskiden korkusuzca yaptığın o muhteşem muhabbetleri öldürüyor... çok yazık...
-Blogun ismini değiştirmek gibi bi fikir kısa süreliğine aklıma geliyor ama sonra vaz geçiyorum.
-Sanırım başka bişey aklıma gelmiyor bu son madde bunu okuyan herkese "görüşürüz şekeerler" demek istiyorum ama çok samimiyetsiz olduğu belli bişey o yüzden bi daha ki blog girdimde görüşürüz diyerek kısa kesiyorum...

21 Ekim 2010 Perşembe

KANATILMIŞ SÖZCÜKLER KİTABI(Gercekler Maskelenmesin şizofren öykü yarışması birincisi)

Şizofreni Dernekleri Federasyonu liderliği ve Bilim İlaç desteği ile şizofreni hastalığına dikkat çekmek ve şizofreni hastalarını topluma kazandırmak amacıyla başlatılan “Gerçekler Maskelenmesin” isimli projenin öykü yarışması birincisi Süveyda Ölüdeniz’in “Kanatılmış Sözcükler Kitabı” adlı eseridir...

"

Ben deli değilim,benden başka herkes deli olduğu için beni deli zannediyorlar. İnsanın kendi olabileceği tek yer akıl hastanesidir! Sanırdım, yanılmışım. Delirmeye bile hakkınız yok burada. Tımarhane delirme hakkının kutsandığı mabed değil midir? Değilmiş. İnsan tımarhanede bile delirme hakkını elde edemiyorsa ölsün daha iyi. Ben size ve kendime rahatça dil çıkarabilmek için burada değil miyim, bunun için kapatmadınız mı beni buraya. Elektroşoklar tersini söylüyor bunun. Hastabakıcının suratını görmem elektroşoka girmeme yetiyor da artıyor bile. Şehir cereyanını boşa harcamayınız efendim.
Hayatım boyunca kendim olabileceğim bi yer aradım. Bu yer bazen bir insanın yüzü oldu, bazen sevdiğim bir kitapta altını çizdiğim cümle, bazen ölüler gibi haftalarca susmanın saltanatını yaşamak, bazen de denizin köpürdüyen mavi kaosunda eritmekle gözlerimi. Ama yetmedi bunlar. Sonuna kadar kendim olmak istedim, evreni kanatlamak pahasına. Sanatı denedim; otoriteye karşı çıkanların birbirlerine karşı imgelerle iktidar olma çabası. Polis olun efendim, daha saygın.
İnsanın kendi olabileceği tek yer gece kalbidir! dedim sonra, insan yalnızken kendisidir! diye de uzattım. Ama insanların ruhuma bu izinsiz girişleri yok mu, beni delirtiyor: "Sevgilim beni ne kadar çok seviyorsun" lar, "felsefe yapma, aşka gel kendine gelirsin" ler, "insanları olduğu gibi kabul et, mutlu olursun" lar vb. insanları olduğu gibi kabul edersem bu savaşları, bu gizli sömürüyü, bu öldürücü şiirsizliği de kabul etmiş olmaz mıyım; bu İsa'ya hem Edip Cansever'e, hem kendime, yeni doğan çocuklara ve gökyüzüne ihanet etmek olmaz mı?
Hepimiz deliyiz, akıllı taklidi yapmayı bıraktığımız anda tımarhaneye kapatılırız. İnsanlar akıllı taklidi yapmakta ne kadar da usta Tanrım. Bense beceriksizliğim bu konuda, daha doğrusu akıllı taklidi yapmaktan bıktım. Normal olmaya çalışmak deli olmaktan daha zor. Beklide bunu anladım. Bir ofiste çalışıyordum, deli gömleğimin (seçkin bir markaydı) üzerine kravat takmayı bıraktım.
Beni kimin delirttiğini gerçekten merak ediyorum. babam olabilir diyorum, çocukluğumda az dövmedi beni sözcüklerle. Lise 2'de beni derste kuşumla oynarken yakalayan son Osmanlı Aysel'de olabilir beni delirten.(Kaltak dediğime bakmayın, kızgınlığımdan söylüyorum, yağmurda ıslanmış bir köpek kadar aşıktım ona.) tek tek beni kimin delirttiğini hesabını yapmak zor, kısaca beni insanlar delirtti diyebilirim. Beni insanların çıldırtmasındansa gökyüzünün çıldırtmasını isterdim, karanlık yağmurun, müziğin… Beni çıldırtma hakkını insanların elinden almalıyım.
Önemsiz deliliklerimi saymayacağım, beni buraya kapattıran son çılgınlığımı anlatcam. İntihar fikri yine Tanrım olmuştu, aynadaki yüzüme tükürüp silahımı aldım ve mahallemizdeki Büyük Çukurca Camisine gittim. Girdim içeri. Caminin tavanına iki el ateş edip namazı böldüm. Haklı olarak üzerime saldıran bir dindarı bacağından vurup "suküneti" sağladım. Gerginlik caminin duvarını çatlatacak kadar büyüktü. Fazla vaktinizi almayacağım dedim. Ve Perulu şair Cesar Mendoza'nın Acı Çekene Saygı şiirini okumaya başladım.

ACI ÇEKENE SAYGI

Tanrı'yla aynı fikirde değilim
İntihar edenlerin
Cehenneme gideceği konusunda
Kainatın yaratılışına
Katılmaktan bıktığımda ruhum
İntihar edeceğim bende
Denenmemiş bir yolla

Nerdeyse bütün akıllı kalpler
İntihar edipsiktir çekmiş yeryüzüne

Ben ateist değilim, babasıymış gibi
Tanrı'ya küsen bir çocuğum
Eğer Tanrı intihar edenleri ve Nietche'yi
Cehenneme gönderirse
Cehennemde yanmayı tercih ederim bende
Tanrı dürüstlüğü sever..

Tantı'nın hayal gücünü beğenmiyorum

Ben Tanrı olsam
Peygamberler göndermez
Direk konuşurdum insanlarla

Ben Tanrı olsam
Hitler'i iyi kalpli bir Yahudi olmakla cezalandırırdım
Yahut yetenekli bir yazar yapardım onu
İçindeki kötülüğü insanlara değil
Tuvallere boşaltırdı

Ben Tanrı olsam
Devletler yok olur
Gül kokulu bireyler var olurdu sadece
Atlar çılgın zamanlar koşardı

Ben Tanrı olsam
Düşünce gücüyle herkesin
İstediği karakter olmasını sağlardım
Dünya bir şiirin
Yaratılım sürecine dönüşürdü böylece

Ben Tanrı olsam intihar ederdim
İnsanlarla birlikte
Acı çekmeyi öğrenemediğim için
……….
Sessizlik ağır bir kaya gibi hepimizin üzerine çökmiüştü. Cemaat beni linç etmek için fırsat kolluyordu, seziyordum bunu. Tabancam tek dostumdu o anda. O sırada cemaatten yaşlıca bir adam bana doğru yürümeye başladı. Dur diye bağırdım, dur , yoksa…dinlemedi yavaş yavaş ağır çekimde yanıma kadar geldi gözlerinde diğerlerinde ki gibi öfke değil,merhamet gibi bir şey vardı. Tanımıştım, babamın arkadaşı Ahmet abiydi. "dinle beni, Allah'ın- kendin – olduğunu anlayıncaya - kadar – hep – acı – çekeceksin" dedi usulca. Ellerim titremeye başlamıştı, bu sözler dikenli bir çalı gibi saplanmıştı içime ama acıtmıyordu. Silahımı aldı, beni linç etmek isteyen kalabalığı ve zamanı bir el hareketiyle durdurdu.
Sonrası…Sonrası buradayım işte. O yaşlı adamın Ahmet Abinin sözünü hatırladığımda sakinleşir gibi, içimdeki bir sırra erer gibi oluyorum ama izin vermiyor insanlar ve anılar kendim olmamama, içimin sularına bir balık gibi dalaraktan. Dışarıdayken bir söz vermiştim kendime:onlar ne yaparsa ben tersini yapacağım! Diye. onlar yalan mı söylüyor, ben doğruyu söyleyeceğim. Onlar boyun mu eğiyor, ben isyan edeceğim. Hem de her şeye. Onlar sanattan nefret mi ediyor, ben inadına Mozart dinleyeceğim, ölü yazarlarla dostluk kuracam, 7. Mühür'ü, Sonbahar'ı ve Seven'ı izleyeceğim. Onlar paraya mı tapıyor, ben yağmurda ıslanmaya tapacam . Onlar statünün getirdiği saygınlığa mı inanıyor, ben serseriliğe ve kaybetmişliğe sokak olacağım. Sonuç: İnsanın Tanrı'ya inancının kaybetmesinden daha kötü olan bir şey varsa o da insanlığa inancını kaybetmesidir. Siz insansanız ben insan olmayı reddediyorum. Deli olmam güllerle birlikte açmama, zamanın dışına taşmama engel değil; tam tersine bunlara açılan kapı.
Bu arada delilerin söz söyleme özgürlüğünden bol bol yararlanıyorum. Geçen gün bağırmaya başladım:sizin sığınacak bir Allah'ınız var, benim yok. Benim sığınacak yalnızca kelimelerim var. Deliliğini topluma kabul ettirebilene dahi derler; ben ettiremedim, tımarhanedeyim. Güldüler.aklın fazlası cehennem. Dedim, güldüler. Her çocuk Tanrı'nın gönderdiği bir peygamberdir. Ve unuturuz büyüyünce peygamber olduğumuzu. Gider bir öğretmen oluruz, işçi, pezevenk,mühendis, memur.dedim, güldüler. Şehir cereyanına bağladılar beni. Güldüler siktir çektiler, kalbimin içinde çarpan kalplere. Çirkinleştireni her yerde, ey dünyayı kutsallaştıran çılgınlık nerdesin? Dedim. Güldüler. Öyle bir şekilde yan yana getirelim ki sözcükleri, herkesin orospu olmaktan kurtaralım onları.dedim ,güldüler.
Zaman geçti. Artık çıplakken bir şey söyleyemiyorum insanlara, kişiliklerim birbirleriyle yaşamayı öğrendi, gidecek başka bir bedenleri olmadığını anladı en sonunda. İlaçlarımı düzenli kullanıyorum, sigarayı azalttım. Buradan çıkmama az kaldı doktorum Alper Bey söyledi. Geçende kendi kendime Cemal dedim Cemal! İsmim Cemal bu arada-: Hayatı güzelleştiren şey tehlikeyi sevmektir. Hayatı güzelleştirmek istiyorsan dünyanın en tehlikeli şeyini sevmeyi öğrenmelisin: İnsanı! Buna kendini sevmekle başlayabilirsin. Hak verdim Cemal'e. Güzel konuşuyordu, inandım ona. Cemal'e borcumu ödeyeceğim. Yeryüzünde insanlar tarafından kanatılmamış hiçbir aşık olmayı yeniden deneyeceğim. Cemal'e borcumu ödeyeceğim. Az kaldı, bekleyin beni."

Vede okumaktan üşenenlere öykü için hazırlanan video


Ben Deli Değilim ...1. Seçilen Senaryo

29 Ağustos 2010 Pazar

Başıbozuklar sizi...

Arkadaşlar baya komedi makara kukara bi program ben beğendim açıkçası 00:30 la 1:15 arası yayın yapıyorlar kendileri B.Ozan Pak la Poyraz Kırcalı nın House FM de yaptığı yayına ulaşmak için

http://housefm.listen2myradio.com/

Kaçak-Antreman(e güzel olmuş be her ne kadar diss lerden hoşlanmasamda...)


Fuat Ergin ft. Kaçak-Antreman
. -

İzlenememe gibi problem oluyorsa sanırım burdan...